Vali Yardımcısı Alper Balcı'nın oğlundan duygusal bir yazı
Kırşehir Vali Yardımcısı Alper Balcı'nın 5. sınıfa giden oğlu Mehmet Burkay Balcı, ahilik kültürünü farklı bir bakış açısıyla anlattı. "Ahilik Kültürünün Yaşayan Temsilcileri: Bir Aile Hikayesi" başlıklı bir yazı kaleme alan Balcı, dedesi Şükrü Balcı, babaannesi Şerife Balcı ve babası Alper Balcı'yı ahilik kültürüyle ilişkilendirerek, "Onlarla gurur duymamın sebebi yalnızca yaptıkları görevler değil, bu görevleri Ahilik ahlakıyla yerine getirmiş olmalarıydı" dedi....

Kırşehir Vali Yardımcısı Alper Balcı'nın oğlu Mehmet Burkay Balcı, ahilik kültürünü anlattı. Necatibey İlkokulu'na giden Mehmet Burkay Balcı, “Ahilik Kültürünün Yaşayan Temsilcileri: Bir Aile Hikayesi" başlığını yerdiği yazısında dedesi Şükrü Balcı, babaannesi Şerife Balcı ve babası Alper Balcı'yı anlattı.

İşte Mehmet Burkay Balcı'nın kaleme aldığı yazısı:
Biz bir çekirdek aile olsak da, Şükrü dedem ve Şerife babaannem görevleri ve yaşamlarıyla babamda, bende ve abimde derin izler bırakmışlardır. Hayatları boyunca taşıdıkları sorumluluk, fedakârlık ve Vatan sevgisi ailemizin karakterini şekillendirmiştir.
Dedem Şükrü Balcı, Polis Özel Harekâtın kurucusudur ve yıllarca PKK terör örgütüyle mücadele etmiştir. Bir çok silah arkadaşı bu mücadelede vatanımız için şehit olmuştur. Tıpkı Ahi Evran Velinin savaş meydanında şehit olması gibi. Dedemin şark görevi 3 sene olmasına rağmen Güneydoğu’da Siirt, Şırnak ve Van başta olmak üzere 13 yıl boyunca bilfiil görev yapan tek özel harekâtçıdır.
Babam da bu terör ortamında yetişmiş, dedemden yalnızca askerî disiplin değil, aynı zamanda ahlaki duruşta almıştır. Babam, hayattaki başarısının ve kaymakam olmasının en önemli sebebinin Doğu’da yetişmesine ve babasından öğrendiği bu değerler bütününe borçlu olduğunu söyler. Bu da Ahilikteki usta– çırak ilişkisini hatırlatmaktadır. Nasıl ki ahi ustası çırağını yalnızca meslekle değil, ahlakla da yetiştirirse; dedem de babamı hem güçlü hem de doğru bir insan olarak yetiştirmiştir.
Babaannem Şerife Balcı ise 15 yıl boyunca, yetim ve öksüz çocukların devlet tarafından yetiştirildiği çocuk esirgeme kurumunda hemşire olarak görev yapmıştır. Onun bu kutsal görevini ilk öğrendiğim andan itibaren çok etkilenmiştim. Yetiştirme yurdundan ayrılan çocukların babaanneme “Hemşire Anne” diye hitap etmeleri, babaannemin sevgisinin ve şefkatinin en somut göstergesiydi. Başta buna şaşırırdım; sonrasında bu çocukların annesiz olduğunu öğrendiğimde babaannemin onlar için gerçek bir anne olduğunu anladım. Dedemin görevi nedeniyle Siirt ve Van’da, terör ortamının hâkim olduğu zor şartlarda, bu yetim ve öksüz çocukları büyütmeye ve onları iyi birer insan olarak topluma kazandırmaya çalışmıştır. Bu anlayış, Ahiliğin yardımlaşma ve merhamet ilkesinin açık bir yansımasıdır.
Bugün ise çok heyecanlıydım. Uzun bir aradan sonra dedemi ve babaannemi ziyaret etmek için Ankara’ya gidiyordum. Yol boyunca Ahilik ödevimle ilgili onlara soracağım soruları düşünürken, Ankara’daki Turkuaz Konutları’ndaki evlerine varmıştık bile. Dedem kapıdan girer girmez beni öyle sıkı bir şekilde kucakladı ki, bir an nefesimin kesildiğini hissettim.
Babamın anlattığına göre dedem onu çok severmiş ama sevgisini hiç belli etmezmiş. Bana ve abime karşı ise durum tam tersiydi. Dedem, özel harekâtçıları eğiten bir öğretmen olarak babamı da bu eğitimin içine katmış, “oğlum adam olsun” düşüncesiyle ona hep sert davranmıştı. Bu yaklaşım, Ahilikteki usta–çırak ilişkisini hatırlatmaktadır Bu disiplin sayesinde babam mesleğinde başarılı bir kaymakam olmuştur. Dedemin hukuk kurallarına bağlı ve tavizsiz duruşu nedeniyle kendisine “Hammurabi” lakabı verilmiştir. Bu lakap, Ahilikte önem verilen adalet, dürüstlük ve eşitlik anlayışını çağrıştırmaktadır.
En çok merak ettiğim soruyu sorma zamanı gelmişti. “Dede,” dedim, “Bu kadar arkadaşın şehit oldu, sayısını hatırlayamayacağın kadar terör örgütü mensubuyla çatışmaya girdin. Hiç korkmadın mı?”
Bu soru dedemi şaşırtmıştı. Bana göre o ana kadar korku kavramını hiç düşünmemişti bile. Çünkü o, görevini bir meslekten öte bir emanet olarak görüyordu. Ahilikte olduğu gibi, yapılan iş korkuyla değil sorumlulukla yerine getirilmeliydi.
Tam bu sırada zil çaldı ve dedemin PÖH (Polis Özel Harekât) arkadaşları geldi. Ahilik ödevim ve dedemle yaptığımız sohbet onların da ilgisini çekmişti. İçlerinden biri kendini tanıttı: “Ben Van Polis Özel Harekât ’tan Ali Balcı” dedi. Burkay senin deden olmasaydı şu an yaşamıyor olurdum. Başkale ilçesindeki bir operasyonda zırhlı aracı önüme çekerek beni teröristlerin ateşinden o kurtardı.” Bir başka PÖH de araya girdi: Ben İlhami Bakar ; Deden benim de hayatımı kurtardı.” Çaldıran ilçesi Yukarıyanıktaş köyünde sabahlamıştık. Sabaha kadar pusuda beklerken soğuktan donmuştuk. Bütün Tim sabırsızlıkla biran önce evine dönmek istiyordu. Tim Amirimiz Şükrü Abi ise acelemiz yok ilk önce köy minibüsü hareket edip köyden çıksın sonra bizde gideriz deyince bütün Özel Harekatçılar isyan etmiştik ama Şükrü BALCI’ya saygımızdan sesimizi çıkartamamıştık. Köy minibüsü köyden uzaklaştıktan sonra mayın taraması yapan Jandarma ekibi geldi ve bize ‘İyi ki köyden çıkmamışsınız, yolda mayın bulduk ve mayını imha ettik’ dedi. Bir kez daha Hammurabi haklı çıkmıştı ve hayatımızı kurtarmıştı. Kendisine olan sevgimiz ve saygımız daha da artmıştı.
Anlatılanlar o kadar çoktu ki, dedemle bir kez daha gurur duymuştum. Ancak en dikkat çekici olan, dedemin bu anlatılanlar karşısında sessiz kalmasıydı. Son derece mütevazıydı. Onun yerinde başkası olsa bu anıları uzun uzun anlatırdı. Fakat dedem, Ahilikteki tevazu anlayışıyla hareket ederdi. “Biz devletin memuruyuz,” dedi. “Maaşımızı aldık, görevimizi yaptık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, Bayrağa, Kur’an’a ve Silaha ettiğimiz yemini yerine getirdik.” dedi ve konuyu kapattı.
O gece farklı bir huzurla uyudum. Allah’a şükrettim; böyle bir adamın torunu olduğum için. Dedem, babamı bu disiplinle yetiştirdiği için babam da Ürgüp Kaymakamı iken Güneydoğu’ya gönüllü olarak gitmiş özel operasyonlarda görev almıştı. 2016 yılında Hendek-Barikat operasyonlarında koordinatör olarak Şırnak, Cizre, Silopi ve Nusaybin’de çalışmıştı. O zaman anladım ki bazı şeyler tesadüf değildi.
Ertesi sabah babaannemin öğrencisi olan Kibar Hanım’ın evine kahvaltıya gittik. Kibar Teyze’nin babaanneme gösterdiği sevgi ve saygı, sıradan bir tanışıklığın çok ötesindeydi. Kibar Teyze kendi hikâyesini anlattığında bunu daha iyi anladım. 1994 yılında Van Kız Yetiştirme Yurdu’nda kaldığı dönemde akrabalarını kaybetmiş ve bir süre sokakta kalmıştı. Yetiştirme yurdundan ayrıldığı için devletin verdiği iş hakkını da kaybeden Kibar Teyze’yi babaannem evine almış ,tıp fakültesinde iş bulmuş ve yeniden hayata tutunmasını sağlamıştı. “Senin babaannen benim hayatımı kurtardı,” demesi, Ahilikteki iyiliğin sessiz ama kalıcı gücünü gözler önüne seriyordu.
Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Dedem ve babaannemin ortak noktası; insanların hayatına dokunmaları, sevgilerini ve adalet anlayışlarını karşılık beklemeden vermeleriydi. Onlarla gurur duymamın sebebi yalnızca yaptıkları görevler değil, bu görevleri Ahilik ahlakıyla yerine getirmiş olmalarıydı.
Kaynak:

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.