Labseki'nin "Boğazın Minik Çobanları" projesi hayvancılıkta sürdürebilirliğe vizyoner bir model sunuyor;

Labseki'nin "Boğazın Minik Çobanları" projesi hayvancılıkta sürdürebilirliğe vizyoner bir model sunuyor

Çanakkale’nin Lapseki ilçesinde, tamamen İlçe Kaymakamı Cafer Ekinci’nin vizyonu ve fikri altyapısıyla hayat bulan “Boğazın Minik Çobanları” projesi, Türkiye’de tarım ve hayvancılığın geleceğini çekirdekten inşa eden stratejik bir yerel kalkınma ve kültür aktarımı modeli olarak sahada rüştünü ispat etti. MİA Haber olarak, tarım ve hayvancılık bürokrasisine ilham verecek bu vizyoner projenin tüm detaylarını, perde arkasını ve sahada yarattığı muazzam etkiyi bizzat inceleyerek projenin mimarı Lapseki Kaymakamı Cafer Ekinci ile gerçekleştirdiğimiz çok özel röportajla siz değerli okurlarımızla buluşturuyoruz....


Günümüzde kırsaldan kente göçün artması, üretimden uzaklaşılması ve geleneksel mesleklerin terk edilmesi tarımsal ve hayvancılıkta sürdürülebilirlik önünde ciddi bir risk oluştururken, Çanakkale’nin Lapseki ilçesinden yükselen yerel bir proje, ezberleri bozan bir devlet aklını sahaya yansıtıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “Kırsalda Bereket Küçükbaşa Destek” yaklaşımı ile Millî Eğitim Bakanlığı’nın “Köklerden Geleceğe: Aile” vizyonundan ilham alarak kurgulanan projenin 18 Mayıs günü gerçekleştirilen büyük final etabının ardından, projenin mimarı Lapseki Kaymakamı Cafer Ekinci ile bir araya gelerek projenin doğuş hikayesini, kurumsal altyapısını ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na sunduğu stratejik geleceği konuştuk.

AVRUPA MODELİNDEN ÇANAKKALE BOĞAZI'NA: BİR PROJENİN DOĞUŞU

Projenin çıkış noktasını sorduğumuzda, mülki idare amiri olarak sahada edindiği tecrübeleri yurt dışı gözlemleriyle harmanladığını belirten Kaymakam Cafer Ekinci, İngiltere, İrlanda ve Fransa gibi ülkelerdeki kasaba yarışmalarını bizzat incelediğini aktarıyor. Gelişmiş tarım toplumlarında üreticiye ve köylüye verilen yüksek toplumsal statünün Türkiye'de de inşa edilmesi gerektiğini savunan Ekinci, projenin çıkış felsefesini şu sözlerle özetliyor:

"Kırsalda yaşayan çocuklarımızın aile meslekleriyle bağlarını güçlendirmek ve küçükbaş hayvancılığı sadece bir geçim kaynağı değil, saygın bir yaşam kültürü olarak benimsetmek amacıyla yola çıktık. Oralarda kasabalarda yarışmalar var; çünkü adam çiftçisine, üreticisine kıymet veriyor. Biz bu projenin alt metniyle vatandaşımıza, köylü çocuğumuza şu mesajı verdik: Biz bu çocuklara ve yaptıkları işe değer veriyoruz. Kentin en özel meydanında, mülki idarenin, jandarmanın, emniyetin, yani devletin tüm kademelerinin katılımıyla bu çocukları hayvanlarıyla yarıştırdık. Kent merkezinde her zaman kartları biraz düşük olan, çekingen kalan köylü çocuklarımıza dedik ki: "Siz bu ülkenin temel direğisiniz ve biz size değer veriyoruz."


Projeye kurumsal ve profesyonel bir ciddiyet kazandırmak adına bir web sitesi (bogazinminikcobanlari.com) kurduklarını, dijital ağlarda pr çalışmaları yaptıklarını belirten Kaymakam Ekinci, sürecin ilk resmi adımını 14 Nisan 2026 tarihinde düzenledikleri geniş katılımlı tanıtım toplantısıyla attıklarını ifade ediyor. Kamu kurumları ve yerel paydaşlarla çizilen yol haritası, 18 Mayıs günü sahada dev bir şenliğe dönüştü.


SIKI KRİTERLERLE ADİL DAĞILIM

Projenin başvuru ve ön eleme aşamalarında, torpile ve kayırmacılığa geçit vermeyen, tamamen adil ve bilimsel kriterlere dayalı bir süzgeç uygulandı. Yarışmanın resmi katılım şartları gereği, dijital dünyanın kıskacından kurtarılıp ata mesleğini sahiplenmesi hedeflenen 6-12 yaş aralığındaki aday çocuklar sürece dahil edildi. Kırsal hafızanın homojen bir şekilde canlandırılması amacıyla, aynı aileden gelen mükerrer başvurular doğrudan elenirken; muhtar ailelerinden gelen yoğun başvuruda muhtar çocuklarının katılımına da bir sınırlandırma getirilerek projenin sadece belirli kesimlerin tekelinde kalmasının önüne geçildi. Adayların belirlenmesinde en stratejik kriterlerden biri de ailelerin sahip olduğu sürünün büyüklüğü ve niteliği oldu; zira projenin temel felsefesine uygun olarak, halihazırda gerçek anlamda sürü yetiştiriciliği yapan ve bu kültürü evladına aktarabilecek potansiyele sahip ailelerin çocuklarına öncelik tanındı. Hayvanlarında en ufak bir sağlık veya hijyen problemi tespit edilen başvuru sahiplerinin de elenmesiyle şekillenen bu sıkı eliminasyon süreci, sahada rüştünü ispat eden 46 nitelikli minik çobanın padoğa çıkmasını sağladı.


"AŞÇILIK NASIL 'ŞEFLİK' OLDUYSA, ÇOBANLIĞI DA POPÜLER VE KARİZMATİK YAPACAĞIZ"

Projenin en dikkat çekici ve ezber bozan yönlerinden biri, tarım bürokrasisinde sıklıkla yapılan "unvan yumuşatma" çabalarına karşı takınılan dik duruş. Projenin isminde neden "Çobanlık" kelimesinde ısrar edildiğini sorduğumuzda Kaymakam Cafer Ekinci, mesleki saygınlığın kelimeleri değiştirerek değil, mesleğin içini doldurarak kazandırılabileceğini belirterek gastronomi dünyasından çarpıcı bir örnek veriyor:

"Yarışmanın adını 'Sürü Yöneticisi' falan yapalım diye telkinler geldi ama ben kesinlikle kabul etmedim. 'Çobanlık' köklü ve asil bir unvandır. Bakın, Türkiye’de yakın zamana kadar aşçılık da bir 'geri hizmet' olarak görülür, gençlerin ilgisini çekmezdi. Ancak doğru bir kurguyla, bir filmle, yarışma programlarıyla aşçılık mesleği 'Şeflik' unvanına kavuştu; bir anda karizmatik, popüler ve insanların akın akın tercih ettiği prestijli bir meslek haline geldi. İşte biz de hayvancılıkta bunu yapmak zorundayız. Eğer siz kendi çobanınıza değer verir, ödüllendirir ve onu kürsüye çıkarırsanız, o meslek popülerleşir. Çocukların iki aydır tek gündemi buydu. Gelecek sene yine bu yarışmaya hazırlanacaklar. Amaç tam da bu: Çocuğun aile mesleğini değerli kılıp üretimden kopmamasını sağlamak. Gençlerin tarım ve hayvancılıktan vazgeçmemesi."


%40 HAYVAN KALİTESİ, %60 MİNİK ÇOBANIN AKADEMİK BİLGİSİ

Final günü sahada gerçekleştirilen etapta, başvuranlar arasında titizlikle elenerek finale kalan 46 yarışmacı çocuk ve hayvanları padoğa çıktı. Değerlendirme heyeti ise mülki idarenin vizyonuna yakışır şekilde tamamen akademik bir kadrodan kuruldu; jüride bir profesör, bir doçent ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden bir şube müdürü görev aldı.


Klasik canlı hayvan yarışmalarının aksine, bu projede hayvanın fiziksel özelliklerinden ziyade çocuğun üreticilik vizyonu puanlandığını ifade eden Kaymakam Ekinci '' Burada kritik olan şu: Puanlamanın sadece %40’ı hayvanın ırkı, kalitesi ve güzelliğine verildi. Geriye kalan %60’lık büyük pay ise tamamen çocuğun hayvancılık hakkındaki bilgisine, rasyon (yem) bilgisine, ırkları ne kadar tanıdığına ve kendisini jüri karşısında nasıl ifade ettiğine, yani iletişim becerisine verildi. İnanılmaz bir rekabet yaşandı. Birinci olan 10 yaşındaki bir kızımız vardı; jüriye saatlerce hayvancılığı, yemi, ırkları anlattı. Zaten program sunucusu Kıvanç Kasabalı da o esnada oradaydı ve kızımızın bu muazzam hitabetini görünce "Bu kız kazanır" demişti, nitekim öyle de oldu." 


Köyler ve muhtarlar arasında muazzam bir sahiplenmenin yaşandığını belirten Ekinci, " Köyler arasında öyle tatlı ve ciddi bir rekabet oluştu ki, muhtarlar bile "Bizim köyün çocuğu niye seçilmedi" diye stres yaptı. Hatta Kıbrıs'ta tatilde olan bir muhtarımız, köyündeki çocuğun sürecini yönetmek için tatilini yarıda kesip sahaya döndü. Ailelerin çocuklarını bu süreçte bizzat eğittiğini, onlara tecrübelerini aktardığını gördük. Bu, tam anlamıyla bir kültür aktarımıdır" diyerek sahadaki vefayı gözler önüne serdi.


"ÇİFTÇİMİZ BİZDEN DAHA FAZLA KAZANIYOR, ONLAR DAHA MUTLU"

Projenin hayata geçirilme aşamasında gelebilecek olası eleştirileri ve toplumsal refleksleri büyük bir açık yüreklilikle değerlendiren Lapseki Kaymakamı Cafer Ekinci, "Çocukları okumaya yönlendirmek yerine neden hayvancılığa yönlendiriyorsunuz?" algısıyla sahada karşılaşmadıklarını ifade ederek şu noktalara dikkat çekti:

"Açıkçası projeye başlarken, 'Neden çocukları eğitime, okumaya teşvik etmiyorsunuz da hayvancılığa yönlendiriyorsunuz?' şeklinde eleştiriler alabileceğimizi düşündüm. Fakat sahada asla böyle bir durumla karşılaşmadık; tam tersine inanılmaz bir kabul gördük. Çünkü madalyonun diğer yüzünde somut bir gerçek var: Bugün köylerimizde hayvancılık yapan bu aileler, inanın ekonomik olarak bizlerden çok daha iyi durumdalar ve bizlerden daha fazla kazanıyorlar ve daha mutluluar. Dolayısıyla bizim amacımız onlara bir ekonomik vaat sunmak değil; biz bu çocukların yaptığı işe, o asil mesleğe hak ettiği toplumsal statüyü ve prestiji kazandırmak istiyoruz. Eğer çocuk çok üstün bir başarı gösterir, yüzde birlik dilime girerse elbette onu en üst seviyede okutalım. Ancak üniversite mezunlarının dahi istihdam sorunu yaşadığı günümüz şartlarında, üretimi sürdüren gençlerin kendi topraklarından kopmaması hayati bir önem taşıyor. Biz bu çocuklara hak ettikleri değeri ve gururu aşılayarak, doğdukları topraklarda kalmalarını ve üretimin sarsılmaz birer kalesi olmalarını hedefliyoruz."


TARIM VE ORMAN BAKANLIĞI İÇİN ULUSAL BİR MODEL ÖNERİSİ

Projenin kurumsal altyapısını, web sitesini, logolarını ve yarışma kriterlerini büyük bir profesyonellikle kurguladıklarını ve projenin tescilli olduğunu ifade eden Lapseki Kaymakamı Cafer Ekinci, bu modelin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ulusal politikalara entegre edilebilecek hazır bir reçete sunduğunu vurguluyor. Ciddi bir bütçeyle (birinciye 50 bin TL, ikinciye 30 bin TL, üçüncüye 20 bin TL + teknolojik ve sportif hediyeler, tüm katılımcılara 1000 TL'lik nakit çekleri) desteklenen bu projenin sürdürülebilirliği için Bakanlık himayesinin şart olduğunu belirten Ekinci, geleceğe yönelik vizyonunu şu sözlerle tamamlıyor:

"Biz mülki idare olarak bu projenin faydasını, çocukların ve ailelerin o muazzam heyecanını net bir şekilde sahada gördük. Bu projenin patentinin, tescilinin bizde olması önemli değil; önemli olan Tarım ve Orman Bakanlığı'mızın bu hazır modeli alıp sahiplenmesi, bir sonraki aşamada finansmanını ve ulusal koordinasyonunu üstlenmesidir. Bu model coğrafi işaretlere ve bölgesel potansiyellere göre tüm Türkiye'ye uyarlanabilir. Biz burada küçükbaş üzerinden yaptık; Bakanlığımız bu modeli alır, Kars'ta kaz yetiştiriciliği yapan çocukları yarıştırır. Kars'ta kaz sektörü üzerinden devasa bir ekonomi ve farkındalık dönüyor; oraya o günlerde muazzam bir turizm akışı sağlanır. Örneğin Artvin'de de boğa yetiştiriciliği yapanlara uyarlanır. Her bölgenin kendi üretim dinamiğine göre bu çocukları sahaya çekmek, son kalan köy nüfusumuzu toprakta tutacaktır. Ülkenin şu an en acil ihtiyacı, köylerdeki ailelerin orada kalması ve üretimin sürmesidir. Bakanlığımızın bu projeye dokunuşu, tarımın geleceğini kurtaracak en somut adım olacaktır. Biz mülki idare olarak bu meşaleyi yaktık, ben burada olduğum müddetçe bu gelenek büyüyerek devam edecek."

Kaynak:

Etiketler :
, , ,
İlgili Yöneticiler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum