Aşık Paşa, 40 Gün ve Sessiz Bir Medeniyet Dersi

...

Bazı cümleler vardır, aradan yedi asır geçse de eskimez.

Aşık Paşa’nın şu sözü gibi: “Türk diline kimsene bakmaz idi…” 

Bu bir sadece bir yakınma değil; bu toprakların hafızasına düşülmüş bir nottur. Dil hor görülürse, milletin kendisi de görünmez olur.

Kırşehir Valisi Murat Sefa Demiryürek’in “Aşık Paşa’yla 40 günde 40 eser” isimli projenin son paylaşımlarından birinde söylediği sözler, tam da bu hafızayı hatırlatıyor: “Aşık Paşa’nın “Türk diline kimsene bakmaz idi dediği o yalnız günleri unutmuyor, bugün dilimize ve kültürümüze en güçlü şekilde sahip çıkıyoruz.”

Vali Demiryürek, projenin sergi açılışında da serginin yalnızca bir kültürel etkinlik değil, bu toprakların dile, ilme ve irfana yaptığı tarihsel katkının yeniden görünür kılındığı özel bir buluşma olduğunu vurguluyor. 

Doğru. Sahip çıkmak tam da budur.

Aşık Paşa, 14. yüzyılda ilmin Arapça, edebiyatın Farsça yazıldığı bir dünyada Türkçeyi seçti. Bilinçli bir tercihti bu. Garibnâme yalnızca bir tasavvuf eseri değil, Türkçenin irfan dili olabileceğinin ispatıdır. Bugün “40 günde 40 eser” projesi, bu tavrın günümüze taşınmasıdır. Sadece bir anma faaliyeti değil; sessiz, iddialı ve derin bir kültür hatırlatmasıdır.

Mülki idarenin böylesi bir projeyi sahiplenmesi, başlı başına önemlidir. Çünkü valilik makamları çoğu zaman güvenlik, asayiş, kriz ve talimatlarla anılır. Kültür ise genellikle ikinci planda kalır. Oysa devletin asıl gücü, sadece yol yapmasında değil; hafıza inşa etmesinde yatmaktadır. Bu yönüyle Kırşehir Valiliği’nin attığı adım, sadece Kırşehir’e değil, Türkçenin konuşulduğu her yere aittir. Vali Demiryürek’i böylesi anlamlı bir sahipleniş için kutluyorum

Ama tam da burada durup düşünmek gerekir.

Projeye ben 38. gününde rastladım. Yaptığım haber taramasında da sadece TRT ve Anadolu Ajansı’nın birkaç haberi ve birkaç yerel internet sitesindeki haber karşıma çıktı. Demek ki güzel işler yapılıyor ama yeterince duyulmuyor. Kültür faaliyetleri, kendi içine kapanınca değer kaybetmez belki; ama etkisini sınırlar. Oysa Aşık Paşa’nın ortaya koyduğu ideal yerel değildir. Türk dünyasına uzanan bir dildir bu. Azerbaycan’dan Kazakistan’a, Kırgızistan’dan Balkanlar’a kadar yankısı olan bir mirastır.

Bu proje çerçevesinde üniversitelerle, kültür insanlarıyla, yerel, ulusal basınla daha güçlü bir etkileşim kurabilirdi. Çok dilli paylaşımlarla Türk dünyasına açılabilirdi. Bir valilik çalışmasının, uluslararası bir kültür çağrısına dönüşmesi işten bile değildi.

Bir başka üzerinde durulması gerekli olan konu da süreklilik. Kültür, tek seferlik projeleri sevmez. Bugün Aşık Paşa… Peki yarın? “40 günde 40 eser” bitmiş olabilir ama bir model olarak devam etmeli. Aksi hâlde güzel bir kapanış cümlesi olarak kalır.

Şunu kabul edelim:

Devlet bazen en güçlü mesajı yüksek sesle değil, doğru yerden vererek ilan eder. Bu proje öyle bir mesajdır. Ama mesajın yankı bulması için kapıların biraz daha açılması gerekir.

Aşık Paşa, yüzyıllar önce Türkçeye sahip çıktı.

Bugün devlet ona sahip çıkıyorsa, bu sadece bir kültür faaliyeti değildir.

Bu, bir idrak meselesidir.

Ve idrak, ancak paylaşıldıkça derinleşir.

Etiketler :
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum