Devlet Ciddiyeti mi, İnsan Ciddiyeti mi?
...
“Kaymakamlar da Eğlenir”
Şimdi bir an durup düşünelim: Bir vali veya kaymakamı gözünüzün önüne getirdiğinizde aklınıza ne geliyor?
Büyük ihtimalle ciddi bir yüz ifadesi, mesafeli bir duruş, protokol sıralaması… Bir tür “ulaşılmazlık hali”. Sanki makam, insandan biraz daha ağır, biraz daha soğuk, biraz daha mesafeli olmak zorundaymış gibi.
Biz buna yıllardır “devlet ciddiyeti” diyoruz.
Ama doğrusu şu: Bu ciddiyet, çoğu zaman devletin ağırlığını değil, yöneticinin yalnızlığını artırıyor.
Mülki idare amirlerinin kamusal alandaki duruşu Türkiye’de uzun süre bu anlayışla şekillendi. Mesafeli beden dili, kontrollü duygular, törensel görünüm… Hepsi bir bütün. Sanki bir vali ya da kaymakam gülmemeli, eğlenmemeli, rahat davranmamalı. Çünkü makam bunu kaldırmaz!
Oysa sosyoloji bize başka bir şey söylüyor.
Bir yöneticinin toplumla kurduğu ilişki yalnızca kanun, yönetmelik ve protokolden ibaret değildir. İlişki, gündelik hayatın içinde kurulur: bir gülüşte, bir sohbette, bir halayda, bir oyunda, bir kahkahada…
Tam da burada Erving Goffman’ı hatırlamak lazım. Goffman, hayatı bir sahneye benzetir: herkesin bir rolü vardır. Kaymakamın da rolü bellidir. Ama sorun şu ki, bu rolü fazla katı oynadığında, ortaya “insan” değil, “makam makinesi” çıkar. Canlı, hisseden, empati kuran bir birey yerine, sadece görev yapan bir figür kalır geriye. Çok sulandırıldığında da ki bazı örneklerinde olduğu gibi komedyen görüntüsü devlet vakarını yok eder.
İşte bu yüzden Gazipaşa Kaymakamlığının paylaştığı bir video bana çok şey anlattı.
Antalya’nın Gazipaşa İlçe Kaymakamı Selami Korkutata, ilçe kırsalında yaşayan 65-80 yaş arasındaki büyüklerimizi bir sosyal etkinliğe götürmüş. Önce cam kavanozdan mumluk yapmışlar, sonra bowling oynamışlar, hatta çocukların teknolojik oyuncaklarının başına geçmişler.
Şimdi dürüst olalım: O yaşta insanlar için bu ortam büyük ihtimalle bambaşka bir dünyaydı. Hayatlarında belki hiç bowling topu tutmamışlar, belki hiç böyle bir eğlence merkezine gitmemişler. Onlar için bu sadece “etkinlik” değildi; kendilerini değerli hissettiren bir deneyimdi.
Ama asıl mesele bu değil.
Asıl mesele, kaymakamın kenarda durmamasıydı.
Protokol gereği birkaç fotoğraf verip gitmemesiydi.
“Ben makamım, siz eğlenin” dememesiydi.
Tam tersine… O da eğlendi. O da katıldı. O da güldü. O da oyunun içine girdi.
Kravatıyla.
Takım elbisesiyle.
Yani makamını bırakmadan.
Bu çok ince bir çizgi.
Kaymakamın resmi kıyafetle eğlencenin içinde olması güçlü bir sembol taşıyor:
“Ben devletim ama sizden kopuk değilim.”
Bu, makamdan kaçış değil; makamı insanileştiren bir tercih.
Beden dili bunu açıkça söylüyordu:
Zoraki bir tebessüm değil, ortamla senkron bir gülüş…
Kapalı bir beden değil, açık bir duruş…
Üstten bakan bir yönetici değil, yan yana duran bir insan…
Beden dili uzmanlarının çok sevdiği bir denge vardı orada:
Dik duruş → Otorite
Ritme uyum → Duygusal erişilebilirlik
Yani ne “samimi abi” taklidi yapan bir laubalilik, ne de buz gibi bir protokol mesafesi…
Saygı temelli bir yakınlık.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
Yıllardır idarecilerimize “ciddi ol” dedik.
“Mesafeni koru” dedik.
“Eğlence sana yakışmaz” dedik.
Ve farkında olmadan şunu yaptık:
Onların insani özelliklerini arka plana ittik.
İnsan gülmeyince sertleşir.
Eğlenmeyince yabancılaşır.
Paylaşmayınca kopar.
Bir kaymakamın yaşlılarla bowling oynaması devleti küçültmez. Aksine büyütür. Çünkü devlet, duvarların ardındaki bir yapı değil; insanların yanında duran bir varlık hâline gelir.
Bu yüzden diyorum ki:
Yaşlıları eğlenceye götüren, bir düğünde halkla birlikte gülebilen, bir etkinlikte samimiyetle yer alan ve eğlenmesini de bilen mülki idare amiri istisna değil; olması gereken yeni normaldir.
Bu davranış makamın ağırlığını azaltmaz.
Makamı insanileştirir.
Devlet ciddiyetini korurken insan sıcaklığını gösterebilen yöneticiler, toplumun gözünde daha güçlü, daha güvenilir ve daha meşru olur.
Ve en önemlisi…
Devletle vatandaş arasındaki görünmez duvarları biraz daha inceltir.
Belki de artık sormamız gereken soru şu:
“Devlet ciddiyeti” mi istiyoruz,
yoksa “insan ciddiyeti” mi?
Ben ikincisini seçiyorum.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.