Devletin Taşradaki Aklı
...
Bazı meslekler vardır; tabelada yazdığı kadar değildir. Unvan çok görünür olmayabilir ama taşıdığı sorumluluk büyüktür. Türkiye’de mülki idare amirliği tam da böyle bir meslektir.
Dışarıdan bakıldığında sessiz bir bürokrasi gibi görünür. Oysa işin içine biraz yakından baktığınızda, bu mesleğin kendi içinde güçlü bir düşünce dünyası olduğunu fark edersiniz. Belki kamuoyuna çok yansımaz ama mülki idare camiasında yapılan akademik çalışmaların sayısı, devlet yönetimi konusunda oluşmuş ciddi bir birikimi de gösterir.
Bu birikimin dikkat çekici örneklerinden biri, İstanbul Bahçelievler Kaymakamı Dr. Mehmet Boztepe’nin doktora çalışmasıdır. Boztepe’nin “Türkiye’nin Yönetim Yapısında Mülki İdare Amirliği Mesleği” başlıklı tezi, kaymakamlık ve valiliği sadece bir kariyer basamağı olarak değil, devlet aklının taşradaki temsil biçimi olarak ele alıyor.
Aslında bu yaklaşım Türkiye’nin idari geleneğiyle de uyumludur.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide devlet, taşrayı hep güçlü bir temsil mekanizmasıyla yönetmek istemiştir. Bu yalnızca idari bir tercih değildir; tarihsel bir refleksin sonucudur. Devlet merkezde kurulmuş, ama varlığını taşrada hissettirmek zorunda kalmıştır. İşte mülki idare amirliği bu ihtiyacın kurumsal cevabıdır.
Dr. Mehmet Boztepe’nin çalışmasının ortaya koyduğu önemli bir tespit var:
Mülki idare amirliği klasik masa başı memuriyeti değildir. Bu meslek, sahada karar alma ve sorumluluk üstlenme mesleğidir.
Nitekim 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu mülki idare amirlerine oldukça geniş yetkiler tanır. Kamu düzeni, genel idarenin yürütülmesi, kurumlar arası koordinasyon vb. Bu noktada yetkinin hangi idari kültürle kullanıldığı önem taşımaktadır.
Taşradaki vatandaş için Ankara çoğu zaman soyut bir kavramdır. Ama kaymakam somuttur. Bir kriz anında ilk kapı odur. Bir afet olduğunda ilk sahaya inen odur. Bir sosyal problem ortaya çıktığında ilk aranan yine odur.
Bu yüzden mülki idare amirliği biraz devletin vakarını da merhametini de aynı anda taşıma ile alakalıdır.
Son yıllarda yerel yönetimlerin yetki alanı genişledi. Büyükşehir modeli değişti, belediyeler daha görünür hale geldi. Bu durum doğal olarak şu soruyu da beraberinde getirdi: Kaymakamlık mesleği zayıflıyor mu?
Mülki idare amirlerinin ortaya koyduğu akademik çalışmalar bu soruya farklı bir cevap veriyor. Meslek artık sadece emir veren bir yapı değil; koordine eden, uzlaştıran ve yönetişim anlayışına açık bir aktör olmak zorunda.
Çünkü çağ değişiyor.
Devlet artık tek başına yönetmiyor. Yerel yönetimler var, sivil toplum var, farklı toplumsal aktörler var. Bu yeni tabloda mülki idare amirliği daha çok denge kuran, koordinasyon sağlayan ve yönetişim mekanizmalarını işleten bir rol üstleniyor.
Türkiye’nin üniter yapısının en güçlü temellerinden biri olan mülki idare sistemi, kendi sorunlarını da yine büyük ölçüde meslek mensuplarının yaptığı akademik çalışmalarla tartışıyor. Eğitim sürecinden mesleğe girişe kadar pek çok konuda zaman zaman yasal düzenlemeler yapılıyor.
Özellikle kaymakamlığa alım süreçleri, meslek içi eğitim, atama sistemi ve yetki kullanımına ilişkin düzenlemeler güçlü bir idare yapısı için önem taşıyor. Karar vericilerin valilik makamına atama ve görevden alma konusunda geniş takdir yetkisi kullanması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak mülki idarenin ihtiyaç duyduğu donanım ve liyakat sistemini güçlendirecek düzenlemelerin neler olması gerektiği, meslek mensuplarının kaleme aldığı pek çok akademik çalışmada ayrıntılı biçimde ortaya konuluyor.
Dr. Mehmet Boztepe’nin doktora tezi de bu çalışmalar arasında önemli bir yere sahip.
Çünkü bize şunu hatırlatıyor. Devlet sadece kurumlarla değil, o kurumları anlamaya çalışan zihinlerle güçlenir. Bazen devletin en güçlü düşünce üretimi, sahada görev yapan insanların masasından çıkıyor.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.