Tandoğan’dan Sonel’e: Değişmeyen Refleks
...
Geçen haftaki köşe yazımda asayiş bağlantılı işlendiği iddia edilen suçlarda adı geçen vali örneğine pek rastlanmamıştır. Başka örnekler varsa da bu ölçüde kamuoyuna yansımamıştır demiştim. Bunun üzerine emekli valilerden birisi Tandoğan örneğini hatırlattı. 1945 yılında gerçekleşen bu olayı bugün hatırlayan olmaması normal olsa da mülki idarenin hafızasında oldukça canlı bir travma olarak kalmış.
Tarih bazen tekerrür etmez, refleksler tekerrür eder. 1945 Ankara’sında tanınmış bir doktor Dr. Neşet Naci Arzan muayenehanesinde öldürülür. O tarihte hepi topu kaç doktor vardır ki. O cinayet bir dönemin aynasına dönüşür ve aynada görünen failden daha büyüktür.
O dosyanın tam ortasında dönemin kudretli valisi Nevzat Tandoğan vardır. Tandoğan cinayeti işlemedi. Ama iddia şuydu: Gerçeğin yönüyle oynandı. Süreç yönetildi. Dosya doğal akışında ilerlemedi. Bu iddia, bir kişiden çok daha fazlasını tartışmaya açtı.
Tandoğan güçlü bir valiydi. Devletin Ankara’daki yüzüydü. Sözü ağırlık taşıyan, bulunduğu makamın ötesinde bir etki alanı olan bir isimdi. Böyle bir figürün bir cinayet dosyasıyla anılması, o dönem için sıradan bir durum değildi.
Bu artık bir cinayet dosyası değildi. Bu, devletin refleksiyle ilgili bir sınavdı.
Bir sistem, kendisine yakın olanı korumak için gerçeği eğip bükebilir mi? Bir vali, adaletin önünde mi durur, yoksa adaletin yönünü mü belirler? 1945’in Ankara’sında bu sorular ilk kez bu kadar çıplak şekilde soruldu.
İddiaya göre cinayet Türkiye Cumhuriyeti’nin 2’nci Genel Kurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu tarafından işlendi, Vali Tandoğan’ın yönlendirmesiyle cinayeti bir başkası üstlendi. Konu cinayet olmaktan çıktı, gerçeğin korunup korunmadığına dönüştü. Ve işte o noktada devlet, kendi içinde bir çatlakla karşı karşıya kaldı. Yargılama sürecinde Vali Tandoğan sanık olmaya ramak kala intihar etti. Genel Kurmay Başkanı’nın oğlu ve cinayeti ilk etapta üstlenen şahıs cinayetten hüküm giydi, cinayetin nedeni günümüze kadar açıklığa kavuşmadı. (Genel Kurmay Başkanı Kazım Orbay bu skandal nedeniyle istifa etti. O günün şartlarında Orgeneral Orbay cinayetin başkasına yıkılmasında müdahil olmamıştır denilebilir mi)
Aradan onlarca yıl geçti. Takvim değişti, sistem değişti, aktörler değişti. Ama bugün bir başka dosyada, benzer bir soru yeniden karşımızda duruyor: Devlet, gerçeği mi korur, yoksa gerçeği mi yönetir? Gülistan Doku dosyasıyla birlikte adı anılan bir başka isim, Tuncay Sonel
Bu kez de iddia ağır, delil karartma. Bir cinayeti işlemekten daha ağır bir iddia değildir belki. Ama bir cinayetin gerçeğini değiştirmeye çalışmak, bir sistem için çok daha tehlikelidir.
Cinayet bir suçtur ama gerçeği bozmak, adaletin kendisine müdahaledir. İşte Tandoğan ile Sonel arasında kurulan asıl bağ burada ortaya çıkar.
İki ayrı dönem, iki ayrı dosya ama aynı tartışma. Devlet, kendisine temas eden bir suçla karşılaştığında nasıl davranır? Dosya doğal akışında mı ilerler? Yoksa bir yerden sonra “yönetilmeye” mi başlanır?
Türkiye’de yıllardır tekrar edilen işlerin içerden çözülmesi alışkanlığı bir güven cümlesi gibi kuruluyor ancak çoğu zaman bir gerçeği gizliyor.
Tandoğan döneminde o soru işareti büyüdü. Basın konuştu, kamuoyu zorladı, dosya geri döndü.
Bugün ise şartlar daha farklı, artık hiçbir şey içeride kalmıyor. Bir soruşturma başlıyor, bir vali tutuklanıyor. Sistemin alıştığı refleks kırılıyor.
Eğer süreç şeffaf yürürse, bu bir kırılma olur. Eğer süreç yine belirsizlikle kapanırsa, bu bir tekrar olur. Ve tekrar eden her şey, bir geleneğe dönüşür.
Türkiye’nin sorunu belki de tam olarak, yapılan hatalar değil hatalara verilen reflekslerin kalıcı olmasıdır denilebilir.
Tandoğan bir dönemin simgesiydi. Sonel bir başka dönemin tartışması.
Ama ikisi de aynı sorunun etrafında duruyor. Devlet, gerçeğin yanında mı duracak, yoksa gerçeği yönetmeye mi devam edecek?
Bu soru cevabını bulmadıkça, isimler değişir ama hikâye değişmez. Her yeni dosya, eski bir gerçeğin yeniden yazımı olur.
Tuncay Sonel’in dün yanında duranlar bugün insani gerekçelerle bile ortada yoksa, bundan herkesin ders şu dersi çıkartması gerekiyor: “Güç varken kurulan sessizlik, güç düştüğünde en sert hesaplaşmaya dönüşür."

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.