Devlet Gücü Bazen Bir Halayda, Bazen Bir Çocuğun Bayramlığında Saklı

...

Türkiye’de devletin vatandaşla kurduğu ilişki uzun yıllar boyunca mesafe üzerinden tanımlandı. Devlet; erişilmesi zor, ağırlığını protokolden alan, ciddiyetini vatandaşla arasına koyduğu görünmez sınırlarla koruyan bir yapı olarak algılandı. Özellikle taşrada kaymakamın, valinin ya da üst düzey kamu yöneticisinin halkla kurduğu temas çoğu zaman kontrollü, sınırlı ve törensel bir zeminde gerçekleşirdi.

Fakat son yıllarda sahada farklı bir yönetim dili oluşmaya başladı. Artık vatandaş yalnızca devletin ne yaptığına değil, kendisine nasıl temas ettiğine de dikkat ediyor. Yapılan hizmet kadar, yöneticinin görünürlüğü; yatırım kadar, temas biçimi önem kazanıyor. Bu dönüşüm yalnızca iletişim stratejisiyle açıklanabilecek yüzeysel bir değişim değil. Aslında bu durum, Türkiye’de kamu yönetiminin vatandaş algısındaki değişime verdiği yeni bir refleksi işaret ediyor.

Son günlerde biri Çorum’da, diğeri Ağrı’nın Diyadin ilçesinde yaşanan iki farklı olay tam da bu zihniyet dönüşümünü görünür hâle getirdi.

Çorum Valisi Ali Çalgan’ın, beraberinde Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın ile Kıbrıs Gazisinin daveti üzerine köy meydanında vatandaşlarla birlikte halaya katılması ilk bakışta folklorik bir kare gibi görülebilir. Ancak o görüntünün taşıdığı anlam, bir halk oyunundan çok daha fazlasıydı.

Anadolu’da gaziler yalnızca geçmiş savaşların tanıkları değildir. Onlar devlet hafızasının yaşayan temsilcileridir. Vali Çalgan’ın konuşmasında özellikle köy ziyaretinin gazinin davetiyle gerçekleştiğini vurgulaması, aslında sembolik bir hiyerarşi kuruyordu: Devlet burada kendisini yukarıdan konuşan bir otorite olarak değil, toplumsal hafızaya saygı duyan bir temsil makamı olarak konumlandırıyordu. Vali Çalgan’ın gaziyi özellikle görünür kılan yaklaşımı, sahadaki insani temasın yalnızca sembolik değil, bilinçli bir tercih olduğunu gösteriyordu. Kendisine ‘Ali Baba’ denmesinin arka planını bir kere daha bu olay nedeniyle görebiliyoruz.

Benzer bir tablo Ağrı’nın Diyadin ilçesinde ortaya çıktı. Kaymakam Furkan Korkusuz, bayram tatilinin başladığı günün akşamında kendisine ulaştırılan mağdur aile bilgisini bekletmeden değerlendirdi. Ertesi sabah ekipleri harekete geçirerek yalnızca acil ihtiyaçların karşılanmasını sağlamadı; çocukların eğitim eksikliklerinin giderilmesi, çalışma masası ihtiyacının karşılanması ve 6 çocuğun bayrama yeni kıyafetlerle girebilmesi için süreci bizzat takip etti.

Burada dikkat çekici olan yalnızca yardımın yapılması değildi. Asıl önemli olan, bunun bir “gösteri siyasetine” dönüştürülmemesiydi. Günümüzde sosyal medya çağında kamu yöneticileri açısından görünürlük neredeyse icraat kadar kıymetli hâle geldi. Yapılan yardımın görüntüsü, bazen yardımın kendisinin önüne geçebiliyor. Ancak Diyadin’deki örnekte müdahalenin doğal akışı içinde kalması, vatandaş nezdinde daha güçlü bir güven duygusu üretiyor.

Vatandaş artık samimiyet ile kurgulanmış iletişim arasındaki farkı çok hızlı hissedebiliyor. Planlanmış sosyal medya kareleriyle oluşan yakınlık ile gerçekten kriz anında ortaya çıkan refleks arasında ciddi bir fark var. Yeni dönemin en önemli meselesi de tam olarak burada başlıyor: Devletin yeniden insani bir temas dili üretip üretemeyeceği.

Aslında Çorum’daki halay ile Diyadin’deki yardım organizasyonu birbirinden tamamen farklı olaylar değil. İkisi de devletin sahadaki temsil biçiminin değiştiğini gösteriyor. Birinde devlet toplumsal hafızaya saygı üzerinden görünür oluyor; diğerinde sosyal vicdan üzerinden. Her ikisinde de vatandaşla kurulan temas gösteriye dönüşmeden doğal akışı içinde samimiyetle yapılıyor.

Bu nedenle bugün Türkiye’de mülki idareyi yalnızca bürokratik kapasite üzerinden okumak artık yeterli değil. Yeni dönemde vatandaşın dikkat ettiği şey; yöneticinin kriz anındaki refleksi, sahadaki görünürlüğü, toplumsal duyguya temas edebilme becerisi ve en önemlisi doğal kalabilmesi.

Devlet bazen en güçlü görüntüsünü büyük törenlerde değil; bir köy meydanındaki halay halkasında, bir gazinin davetine verilen değerde ya da bayrama eksikle girmesin diye bir çocuğun çalışma masasını düşünen kamusal vicdanda gösteriyor.

Birimizin üçümüzün beşimizin değil, hepimizin mutlu olabileceği iyi bayram diliyorum.

Etiketler :
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum