Hızır’ın Davarlarından Öğretmenin Arkasına
...
13 Eylül 2026, Tunceli Valiliği’nin dağ keçilerinin avlanmasını sınırsız ve süresiz olarak yasakladığı haberleri yayımlandı.
Tunceli Valisi Şefik Aygöl, yörede “Hızır'ın davarları”
olarak anılan dağ keçilerinin avlanmasının sınırsız ve süresiz olarak
yasaklandığını açıkladı. Vali Aygöl, kararını dağ keçilerinin görüntüleri
eşliğinde duyururken, “Onlar da huzurun hâkim olduğunun farkındalar ve huzuru
yaşıyorlar” dedi.
Bir vali için bundan daha anlamlı bir cümle kurulabilir mi?
Tunceli Valiliği'nin resmi internet sitesindeki daha eski
bir duyuruda, yaban keçisi (Bezuar), çengel boynuzlu dağ keçisi (Şamua),
vaşak, su samuru, boz ayı, ur keklik ve kurt gibi türlerin avlanmasının
yasaklandığı; denetimlerin İl Jandarma Komutanlığı ile Doğa Koruma ve Milli
Parklar birimlerince yapılacağı belirtilmiş.
“Hızır'ın davarları” neden önemli?
Tunceli'deki dağ keçileri, bazı yerel anlatılarda “Hızır'ın
davarları” olarak görülüyor. Tunceli Emek'in haber başlığında da doğrudan:
“Tunceli'de ‘Hızır'ın Davarları’ Sınırsız ve Süresiz Olarak Koruma Altında!”
ifadesi kullanılmış
Vali bazen dağın da valisidir
Mülki idare amirliği üzerine çok konuşuyoruz. Kaymakam nasıl
olmalı? Vali nasıl davranmalı? Vatandaşla ne kadar yakın olmalı? Devletin
vakarını nasıl korumalı? Sosyal medyada ne kadar görünmeli? Makamın ağırlığı
ile vatandaşın ulaşılabilirliği arasında denge nasıl kurulmalı?
Ama Tunceli örneği bize başka bir şey söylüyor: Mülki idare
amiri yalnızca insanları yöneten kişi değildir. O coğrafyanın da
emanetçisidir.
Bu nedenle valinin görevi bazen bir vadinin sessizliğini
korumaktır, bir ormandaki yaşamı savunmaktır. Bazen insanların yıllardır kutsal
kabul ettiği bir canlıya dokunulmasını engellemektir.
İşte burada “devletin şefkati” dediğimiz şey ortaya çıkar.
Şefkat, devletin zayıflığı değildir.
Gücün ne zaman kullanılacağını bildiği kadar, neyi korumak
için kullanılacağını da bilen devlet güçlü devlettir.
Belki de yıllar sonra Tunceli'de bu karar hatırlanacak. “Bir
zamanlar Vali Şefik Aygöl vardı ve Hızır'ın davarlarının avlanmasını
yasaklamıştı” denilecek. Devlet adamlığı biraz da budur. Her yaptığının
fotoğrafını çektirmek değil, bazı yaptıklarının hafızada kalmasını sağlamak.
“Hızır’ın davarları” ifadesi bir gazetecilik yakıştırması
değil; 10 Temmuz 2020 tarihli TBMM Genel Kurul tutanağında
milletvekillerinin konuşmalarına aynen girmiş bir ifade.
CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, Tarım ve Orman Bakanlığı
15. Bölge Müdürlüğünün Tunceli'de 17 dağ keçisinin avlanması için ihale
açtığını, ihalenin 13 Temmuz 2020 tarihinde yapılmasının planlandığını
söyleyerek ihaleye tepki gösteriyor.
TBMM tutanağında dönemin AK Parti Grup Başkanvekili Özlem
Zengin, konu üzerine yaptığı konuşmada Tunceli Valisiyle görüştüğünü
söylüyor. Zengin'in aktardığına göre vali, İl Av Komisyonunun her yıl benzer
avlanma kararları aldığını ve 2020 yılı kararının da kendisi göreve
başlamadan önce alındığını ifade etmiş. Zengin ayrıca “17 keçi yaşasın”
diyerek avın yapılmaması yönündeki görüşünü açıklıyor.
Şimdiki Yozgat Valisi dönemin Tunceli Valisi Mehmet
Ali Özkan direktifiyle valilik, sosyal, inanç, kaçak avcılık, popülasyon ve
güvenlik boyutlarının incelenmesi için ihaleyi iptal etti.
Tunceli'de aynı dağların keçileri için dün gösterilen
hassasiyete paralel olarak artık başka bir devlet cümlesi kuruluyor: Avlamak
değil, korumak. Üstelik süresiz ve sınırsız
“Vali Öğretmenin Arkasında… Peki Öğrencinin?”
2026-2027 eğitim öğretim yılı açılışında Kütahya Valisi Musa
Işın’ın konuşması, sıradan bir “yeni eğitim yılı başarı mesajı” olmaktan
daha ilginç. Özellikle veli–öğretmen ilişkisi, çocuk yetiştirme anlayışı ve
devletin öğretmen karşısındaki pozisyonu bakımından analiz edilebilir.
Konuşmanın kamuoyuna yansıyan bölümlerinde Işın; velilere,
çocuklarıyla ilgili her olayda doğrudan okula gitmemelerini, önce kendi
çocuklarını sorgulamalarını söylüyor; çocukların “pamuklara sarılmaması”, evde
ve dışarıda sorumluluk verilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca öğretmenlerin
moral ve motivasyonunun korunması gerektiğini ve öğretmenlerin arkasında
olduklarını belirtiyor
Işın'ın konuşmasını yalnızca “öğretmeni koruyan vali”
şeklinde okumak eksik olur. Çocuğun eğitiminde otorite kim tarafından ve
nasıl kurulacak?
Vali Işın günümüzün tartışılan “veli müşteri, öğretmen
hizmet sağlayıcı” algısına karşı bir pozisyon alıyor. Fakat burada önemli bir ikinci soru ortaya
çıkıyor: Öğretmenin otoritesini korumak ile öğretmeni her koşulda haklı
kabul etmek aynı şey midir?
Vali Işın’ın jenerasyonu öğretmen dayağından oldukça
nasibini almış bir kuşak. Benimde bayılana kadar öğretmen tarafından dövülen
öğrenci tanıklığım az değil. Ama o günleri geride bırakılırken, bugün öğretmen
otoritesinin yerle bir edildiği başka bir uç noktaya savrulmuş olmamız,
öğrencilerin de hayrına olmamıştır
Hem öğretmeni koruyan tarafını hem de devletin
çocuk karşısındaki tarafsızlık ve hak koruma sorumluluğunu aynı anda
tartışmaya açmakta büyük fayda var.
Bence konuşmanın en sosyolojik bölümü “Çocukları pamuklara
sarmayın” sözü. Çünkü Işın sadece okulla ilgili bir problemden bahsetmiyor. Bir
ebeveynlik modelini eleştiriyor.
Vali bazen bir dağın yamacında keçiyi korurken, bazen okulun kapısında öğretmenin yanında duruyor. Ama asıl üzerinde durulması gereken şu: Devlet kimi koruduğuyla değil, herkesi korurken hangi dengeyi kurduğuyla anlam kazanıyor. Hızır’ın davarına gösterilen şefkat de öğretmene verilen destek de değerlidir; devletin şefkati öğrencinin hakkını, öğretmenin otoritesi de çocuğun hukukunu da gölgelememelidir. Devletin gerçek gücü, yalnızca otoritesini göstermek değil; otorite ile adalet, şefkat ile sorumluluk arasında doğru yerde durabilmektir.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.