Bir Çadır, Bir Fotoğraf ve Mülki İdarenin Yalnızlığı
...
Bazı olaylar vardır; küçüktür ama anlamı büyüktür. Bir çadırın yerinin değiştirilmesi, bir şemsiyenin kimin eline verildiği, yağmur altında kimin önce düşünüldüğü…
Aydın’ın Karacasu ilçesinde düzenlenen Cumhuriyet Bayramı
töreninde yaşananlar tam da böyle bir olay.
Yağmur bastırıyor. Belediye ekipleri harekete geçiyor.
Öğrencilerin bulunduğu alana çadırlar kuruluyor. Protokolün bir bölümünü
korumak için ön tarafa da bir çadır yerleştiriliyor. Tören alanına gelen
Kaymakam İsmail Battal, çocukların ıslanmaması için bu çadırın öğrencilerin
bulunduğu alana taşınmasını istiyor.
Gerekçesi kısa: “Çocuklar ıslanmasın yeter.”
Bazen bir yöneticinin önceliğini anlamak için sayfalar
dolusu faaliyet raporuna, uzun konuşmalara veya gösterişli törenlere ihtiyaç
yoktur. Bir cümle yeter. O cümlenin arkasındaki yaklaşımı görebilmek yeter.
Makamın Önceliği, Yöneticinin Tercihidir
Devlet törenlerinde protokolün bir düzeni vardır. Bir tören
alanında protokol üyelerini yağmurdan korumak için çadır kurulabilir. Burada
konumuz çadırın kurulması değil, imkânların kimin için öncelikle
kullanılacağıdır.
Devletin temsilcisi olmanın, her şartta önce kendi konforunu
düşünmek anlamına gelmediğini; gerektiğinde kendi rahatlığından vazgeçerek
başkasının ihtiyacını önceleyebilmek olduğunu Kaymakam İsmail Battal çok güzel
bir duruşla gösterdi.
Makamın gerçek ağırlığı da burada ortaya çıkar.
Çocukların Fedakârlığı, Yetişkinlerin Sorumluluğu
Cumhuriyet Bayramı, yalnızca bayrakların göndere çekildiği,
marşların okunduğu ve protokol konuşmalarının yapıldığı bir gün değildir.
Cumhuriyet, aynı zamanda çocukların kendilerini bu ülkenin değerli bir parçası
olarak hissetmesidir.
Törende çadırlar sayesinde öğrencilerin önemli bir bölümü yağmurdan
korunurken bayraktarlık görevini yürüten bazı öğrenciler açık alanda kaldı.
Görevlerini sürdüren çocukların özverisi de takdiri hak ediyor.
Törendeki bir başka ayrıntı da dikkat çekici: Aydın Ses
Gazetesi’nin fotoğraflı haberi ve Karacasu Haber’in videolu haberinde, Kaymakam
Battal’ın şemsiyesinin protokolün ön sırasında bulunan gaziye yağmurdan
korunması için verildiği de belirtiliyor.
Bir şemsiye… Sıradan bir eşya. Fakat kimin için
kullanıldığı, ona farklı bir anlam kazandırıyor.
Bir gaziyi yağmurdan korumayı önemsemek, onu yalnızca
protokolün bir parçası olarak görmemektir. Onun taşıdığı hatıraya ve toplumsal
değere saygı göstermektir.
Elbette bir şemsiyenin verilmesi, gazilere yönelik bütün
sorumlulukların yerine getirildiği anlamına gelmez. Ancak saygının yalnızca
törensel sözlerden ibaret olmadığını hatırlatır.
Karacasu’da yağmur dindi, çadırlar toplandı, tören sona
erdi. Geriye anlamlı bir mesaj kaldı.
Devletin büyüklüğü, protokolde kimin nerede durduğuyla
değil; yağmur altında kimin önce düşünüldüğüyle anlaşılır.
Karacasu’dan Tokat’a
Karacasu’da bir çadırın yer değiştirmesi, devletin
önceliğini sorgulatırken Tokat’tan yansıyan bir fotoğraf karesi de başka bir
gerçeği hatırlatıyor: Bir davranışı takdir etmek kadar, bir görüntü üzerinden
hüküm verirken de dikkatli olmak gerekir.
Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Tokat’tan paylaşılan
görüntülerde, 75 metrelik bayrak geçişi sırasında protokol üyelerinin bayrağı
ayakta selamladığı, vali yardımcısı ile kaymakam adayının ise oturmaya devam
ettiği ileri sürülmüştü. İlk bakışta tartışma yaratabilecek bu görüntü, tek bir
kare üzerinden yöneticiler hakkında hüküm vermenin ne kadar sakıncalı
olabileceğini de gösteriyor. Çünkü fotoğraf, yaşananların yalnızca bir anını
kaydeder; o andan önce ne olduğunu ve hemen sonrasında ne yaşandığını her zaman
anlatmaz.
Fotoğraf karesi üzerinde sosyal medyada vali yardımcısına
tepkiler artarak devam ederken, vali yardımcısıyla aynı soyadı taşıyan bir
avukat hesabı üzerinden özür mesajı yayımlanarak durumun anlık bir dalgınlıktan
kaynaklandığına vurgu yapıldı. Tepkiler devam etti. Vali yardımcısının tek bir
fotoğraf karesi üzerinden linçlenmesine karşı herhangi bir karşı çıkış ise
neredeyse yok gibiydi.
Bir fotoğraf karesinin eksik bilgiyle kamuoyu yargısına dönüşmesi
kadar, o yargı karşısında sessiz kalınması da üzerinde durulması gereken bir
durumdur. Elbette hiçbir meslektaşından ve kamuoyundan yanlış bir davranışı
savunması beklenemez. Ancak olayın tamamı bilinmeden hüküm verilmesine itiraz
etmek, açıklamanın duyulmasını istemek ve hakkaniyet çağrısı yapmak başka bir
şeydir. Benim yaklaşımım, hatayı örtmek değil; adil değerlendirme yapılmasını
sağlamaya çalışmaktır.
Mülki idare amirleri, devletin temsilcileri olarak görev
yaparken çoğu zaman kendi kişisel kimliklerini geri plana iterler. Ancak
eleştiriyle karşılaştıklarında bu kez kurumsal kimlikleri de geri çekiliyor.
Bir vali yardımcısı, bir kaymakam veya bir vali kamuoyu
önünde eleştirildiğinde herkesin susması, eleştirinin haklı olduğu anlamına
gelmez. Aynı şekilde meslektaşlarının yanında durması da yapılan davranışı
onayladığı anlamına gelmez.
Mülki idare amirlerinin, temsil ettikleri makamın gücüne
rağmen çoğu zaman yalnız olduklarına defalarca şahit oldum. Tokat örneğinde
olduğu gibi bazen bu yalnızlık, tek bir fotoğraf karesiyle bütün çıplaklığıyla
ortaya çıkar.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.