Toplanıp Dağılmak mı, Yönetmek mi?
...
Canik Kaymakamı Şeref Aydın'ın sosyal medya hesabından toplantının nasıl olması gerektiğine dair yaptığı paylaşım, aslında kamu yönetiminin en sıradan görünen ama en fazla zaman kaybettiren alışkanlıklarından birine dokunuyor.
“Bir toplantı zamanında başlayacak. Makul sürede bitecek. Önceki
toplantıda alınan kararların ne kadarının hayata geçirildiği değerlendirilecek.
Ve en önemlisi, toplantıya katılanların çoğu söz alacak.”
Bunlar yoksa?
Kaymakam Aydın'ın ifadesiyle geriye sadece “toplanıp
dağılma merasimi” kalıyor.
Kamu yönetiminde toplantı, karar üretmenin aracıdır; kararın
yerine geçecek bir ritüel değildir.
Saatlerce süren toplantılar yapılabilir. Masalar etrafında
onlarca kişi oturabilir. Sunumlar hazırlanabilir. Notlar tutulabilir. Fotoğraflar
çekilebilir.
Önceki toplantıda alınan kararların hesabı sorulmuyorsa,
yeni toplantıda konuşulanların da akıbeti belirsizdir. O zaman toplantı
yapılmış olur ama yönetim yapılmış olmaz.
Bir başka önemli konu da katılım.
Aynı kişinin konuştuğu, diğerlerinin sadece dinlediği
toplantılar çoğu zaman ortak akıl üretmez. Toplantının etrafındaki sandalyeler
dolu olabilir. Ama akıl masanın etrafında toplanmış olmaz. Toplantıyı düzenlemek başka, yönetmek
başkadır.
Kamu yöneticisinin başarısı kaç toplantı yaptığıyla değil,
yaptığı toplantılardan kaç somut sonuç çıkardığıyla ölçülmeli. Çünkü devletin
zamanı da kamu kaynağıdır. Bir yöneticinin saati ne kadar değerliyse,
toplantıya katılan her kamu görevlisinin zamanı da o kadar değerlidir.
Bu nedenle Canik Kaymakamı Aydın'ın paylaşımındaki belki de
en önemli cümle şudur: “Toplanıp dağılma merasimi…” Kamu yönetiminin en
büyük tehlikelerinden biri de zaten budur.
Öte yandan Yöneticinin ortaya koyduğu yaklaşıma karşı
fikirler söyleyenlerin pek makbul karşılanmadığını da görmüş birisi olarak,
itirazın cezalandırıldığı bürokratik kültürün ürettiği çözümün arıza
çıkarmadığına ise hiç tanık olmadım. Bazı toplantılar karar almak için
değil, zaten alınmış bir kararı meşrulaştırmak için yapılıyor.
İyi bir toplantının sonunda herkes aynı fikirde olmak
zorunda değildir. Ama herkes ne yapılacağını, kimin yapacağını ve ne zamana
kadar yapılacağını bilmelidir. Çünkü devlet yönetiminde başarı, toplantının kaç
saat sürdüğüyle değil; toplantıdan sonra sahada neyin değiştiğiyle ölçülür.
Mülki idare teşkilatında toplantı kültürüne dair basit bir
soru sormanın zamanı gelmiştir: Geçen toplantıda ne kararlaştırmıştık ve
bugün onun hangisini yaptık?
Engelliye Sandalye Vermek Kolay, Engeli Kaldırmak Zor
Devletin engelli vatandaşa yaptığı en değerli yardım bazen
yeni bir sandalye vermek değil, o sandalyenin önündeki yolu açmaktır.
Tekerlekli sandalye teslim etmek, akülü araç vermek, aileyi
ziyaret etmek, bir merkezin açılışında kurdele kesmek, bunların hepsi
değerlidir. Fakat engellilik yalnızca sandalye vermekle aşılan bir sorun
değildir. Bazen bir kaldırım, bazen ulaşım, bazen iletişim, bazen de doğrudan yol
asıl problemdir.
İşte Sinop Saraydüzü'nden gelen iki örnek, bu açıdan dikkat
çekici.
65 yaşındaki engelli şair Zeynal Parmaksız, tekerlekli
sandalyesini köy yolunun şartları nedeniyle evinin çevresinde kullanamıyordu. Sandalyesi
vardı. Ama sandalyesinin üzerinde ilerleyebileceği yol yoktu.
Saraydüzü Kaymakamı Birkan Göktaş, vatandaşın talebini
dinledi ve çözümü doğrudan sorunun kendisinde aradı. Evine kadar asfalt yol
yaptırıldı. Burada yapılan şey sadece asfalt değildir. Vatandaşın elindeki
imkânı kullanmasının önündeki engel kaldırıldı.
Üstelik Saraydüzü'ndeki örnek bununla sınırlı değil. Aynı
kaymakamın, yaklaşık dört yıldır evinden çıkamayan engelli genç bir kız için de
daha önce asfalt yol yaptırdığı belirtiliyor.
Dört yıl… Bir insanın hayatında çok uzun bir süre. Sosyal
hayattan, çevreden, arkadaşlardan kopmak. Hayatı pencereden seyretmek. Ve bütün
bunların önündeki tek engel bazen sadece kullanılabilir bir yolun bulunmaması. İşte
burada mülki idare amirinin sahadaki rolü önem kazanıyor.
Sadece bir yol yapılmış değil, aslında bir insanın
hayatına yol açılmıştır.
MARDİN'DE ENGELİN ADI: İLETİŞİM
Mardin Valisi Tuncay Akkoyun'un öncülüğündeki işaret dili
eğitimi ise engelin başka bir biçimini gösteriyor. Kamu personeline işaret dili
öğretiliyor. Çünkü işitme engelli vatandaşın kamu kurumuna girdiğinde kendisini
anlatamaması da bir erişim sorunudur. Devletin kapısı açık olabilir. Ama
vatandaş kendisini ifade edemiyorsa o kapı fiilen kapalıdır.
Rahmetli Vali Recep Yazıcıoğlu’nu bu konu üzerinden de
anmadan geçemeyeceğim. Vali Yazıcıoğlu 2003 yılında Denizli’de böyle bir
uygulamayı başlatmıştı, daha da ötesine geçerek Denizli merkezindeki camide
Cuma Hutbesi’nin işaret dili tercümanı eşliğinde okunmasını sağlamıştı.
Ve belki de vali ve kaymakamların başarısını ölçerken artık
şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Makamınızda kaç engelli vatandaş
ağırladınız değil; görev yaptığınız yerde kaç engeli ortadan kaldırdınız?
Devletin görevi yalnızca vatandaşın eline araç vermek değil,
o aracın hareket edebileceği bir hayat kurmaktır.

YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.